360 gemi ve yüz bin kişilik orduyla kuşatılmıştı Kıbrıs. Bir yıldan fazla süren kuşatma nihayet 1 Ağustos 1571’de tamamlanmış, Lala Mustafa Paşa’nın emrindeki Türk ordusu Kıbrıs’ı fethetmişti. Venedikliler tarafından ticari bir üs olarak kullanılan adada yerel nüfus İtalyan ve Rumlardan oluştuğu halde çok yoğun bir nüfus söz konusu değildi. Osmanlı’nın “sürgün” adını verdiği iskân politikası ile adaya hatırı sayılır bir nüfus yerleştirmişti. Bu nüfus iddia edildiği gibi hırsız, kaçak, kanunsuzlardan değil çiftçi, tacir, cüllah, fırıncı, demirci, nakışçı gibi birçok meslek gruplarından oluşan aile halklarıydı.

Osmanlı’nın uyguladığı iskân politikası ile 19. yüzyılın sonlarına kadar adada elle tutulur bir sorun olmadan gelmişti. 1878’de, 93 Harbi’nde çok büyük bir mağlubiyet alan Abdülhamit Osmanlısı, Ayestefanos Anlaşması’nı imzalamış ancak anlaşmanın hükümleri Rusya’nın güçleneceği korkusuyla İngiltere’nin hoşuna gitmemişti. Aynı yıl içerisinde imzalanan ikinci anlaşma olan Berlin Antlaşması nispeten hükümleri hafifletilmiş bir anlaşmaydı. Buna rağmen nerdeyse Balkanların tamamını ve Doğu Anadolu’nun büyük bir bölümü kaybediliyordu antlaşmanın maddelerinde. Ancak kaybedilen çok daha büyük bir toprak vardı…

Ayestefanos’u, Berlin Antlaşmasına çeviren İngiltere, Osmanlı’ya çok büyük bir lütufta bulunmuş ve bunun karşılığını almakta da gecikmemişti. “Tek karış toprak kaybetmediği” söylenen Abdülhamit adayı elli yıllığına İngilizlere kiraladı. Osmanlı’nın, Almanya yanında girdiği Cihan Harbinde İngiltere adayı tamamen ilhak ederek Britanya Krallığı’na bağlandığını ilan etti. Bu tarihten sonra tamamen İngiltere hakimiyetinde olan adada 1960’a kadar bu durum değişmeyecekti.

Yazının devamı İttihat Dergisi Eylül – Ekim Sayısında…

Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.