Yaz sıcak geçiyordu. Gerçi Mustafa Abi’nin klimasının maşallahı vardı. Hâlâ bozulmamıştı. Müthiş bir şeydi. Bu yüzden olsa gerek kahvehaneye giren hemen herkes önce klimaya bakıyor, soğuk soğuk üflediğini görünce rahatlıyor ve belki de içinden bir daha bozulmaması için dua ediyordu. Çünkü akşamlar gündüzlerden daha sıcak geçmekteydi. Gün boyu kentin üzerine çöken nem geceyle birlikte sanki daha ağdalı hale geliyordu. Hem sabah kalkınca hem de akşam işten dönünce duş alıyordum. Yine de yetmiyordu. Doğrusu klimasız bir kahvehane o kahvehane bizim kahvehane olsa bile çekilmezdi. Sonuçta burası mahallede nefes alıp verdiğimiz yerdi. Gerçi kahvehanenin seçkin kadrosu ile bir araya gelmek, onların sohbetinden istifade etmek biz gençler için gün sonunda gelen güzel bir hediye gibiydi. Sanırım sırf o seçkin kadronun hatırı için, zaman zaman kahvehaneye gelip giden aylak, patavatsız ve dahi ebleh tiplere bile katlanılabiliyordu. Adem de bunlardan birisiydi. Çok sık gelip gitmezdi. Belki kendisi de kahvehanenin ahengine uymamakta olduğunu bilirdi. Ama yine de zaman zaman başını içeri uzatmaktan geri durmaz ve gerekli gereksiz konuşup şımarık hareketlerde bulunurdu.

Yazının devamı İttihat Dergisi Eylül – Ekim Sayısında…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir