Türkiye’nin, Osmanlı’dan günümüze uzanan mevcut Afrika mirası; Afrikalılar ile tarihsel, kültürel, geleneksel ve dinsel inançlarımız noktasında birçok ortak noktayı barındırmaktadır. Türkler, Afrika’da çeşitli devletler kurarak, 9. yüzyıldan itibaren 20. yüzyılın başlarına kadar bölgeye hayat vermişler ve Afrika halkını batı sömürgesi haline gelmekten korumuşlardır. Batılı sömürgeci devletlerin çizdiği acımasız Afrika imajı; Afrika topraklarını daha rahat yağmalayabilmek amacıyla kullanılmaktadır. Afrika’nın sömürgeciler karşısında birliği, beraberliği ve bağımsızlığı hususunda Türkiye’ye çok ciddi bir rol düşmektedir. Türkiye, Osmanlı Devleti’nden devraldığı sömürge karşıtı miras sonucu Afrika ile el ele vermeli ve Afrika toprakları İslâm medeniyeti içerisindeki hak ettiği yerini yeniden kazanmalıdır. Sömürgeci devletler, Afrika’yı sömürü dönemleri içerisinde bölgede ciddi tahribatlara yol açmış ve birçok siyasî ve sosyal sorunu, Afrikalılara miras bırakmışlardır. Türkiye, Afrika kıtasında daha fazla inisiyatif alarak, etkinlik alanını genişletmeli, geçmiş tecrübelerinin de ışığında, elindeki imkan ve kabiliyetler doğrultusunda bölgedeki sorunların çözümünde ciddi roller üstlenmelidir. Çünkü söz konusu durum, Türkiye’nin üzerine düşen kaçınılmaz ve aynı zamanda tarihî bir zorunluluk teşkil etmektedir.

Türkler, tarih boyunca sömürgeciliğin tam tersi bir işlev üstlenerek, Doğu medeniyetlerinin koruyucusu ve kollayıcısı haline gelmişlerdir. Doğu birikiminin simgesel olarak merkezleştiği Türkiye’nin kuvvetten düşmesi ve gücünün kırılmasıyla birlikte Batı sömürgeciliği, Doğu’yu ele geçirmek üzere, Afrika kıtası üzerine vahşice saldırılar düzenlemiş ve kara kıta bir sömürge haline getirilmiştir.  Türklerin, Afrika’dan -zorla ve barbarca- çıkartılmaya çalışılması -hatta çıkartılması- ile birlikte sömürgecilik, kapitalist düzen ve batı hakimiyeti Afrika topraklarına girme imkanı bulmuştur.

Yazının devamı 3. Jöntürk Harekâtı Dergisi Şubat – Mart Sayısında…