Nüfuslarında meydana gelen artışa bağlı olarak 10.yy’da yeni bir yurt arayışına giren Oğuzlar Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının Aral Gölüne döküldüğü Maveraünnehir bölgesine gelerek İslam dini ile gerçek anlamda tanıştılar. Bozkırın mavi gözü diye adlandırılan Aral gölü kıyılarından Çağrı Beyin komutasında yola çıkan 3000 kişilik keşif kolu 1018–1021 yılları arasında İran üzerinden Anadolu’yu ve Azerbaycan’ı keşfetti. Çağrı Bey komutasında ki bu üç bin atlı tarihin akışında nasıl bir seyir değişikliğine yol açtıklarının ne kadar farkındaydılar bilinmez lakin bilinen odur ki eski dünya karalar topluluğunda hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktı. Bu keşif en az coğrafi keşifler kadar tarihin akışını derinden sarsacaktı. Bu keşifle Batı’ya doğru akmaya başlayacak Türk Nehrini Haçlı Seferleri dâhil Batı tarafından kurulan hiçbir set durduramayacak önündeki tüm bentleri aşarak 1683 II. Viyana Kuşatmasına kadar akışına devam edecekti. Doğu’dan Batı’ya doğru gerçekleşen tüm yayılma hareketlerinde olduğu gibi “Bozkırın Ateşi” önündeki tüm engelleri kavurup geçecek bu yangın Batı’yı kıta Avrupa’sının ucuna sıkıştırarak, coğrafi keşifleri tetikleyecek ve kıta Avrupa’sının yeniden doğuşunun uzak kıvılcımları olacaktı.

Yurt arayış serüveninde 1040 tarihinde Gaznelileri Dandanakan Savaşında ağır bir yenilgiye uğratıp İran’a hâkim olan Oğuzlar Orta Asya’dan, ardı arkası kesilmeyen göçleri Anadolu’ya, Azerbaycan’a, Musul ve Kerkük bölgelerine sevk ettiler. Bizans ve müttefiklerine Pasinler Ovasında 1048’de ilk büyük darbeyi indirerek Kızılırmak yayına kadar olan bölgeye hâkim oldular. Bizans’ın karşı hamlesi olan Malazgirt’te tarih sayfalarına kalkanların çiçeklerden örülmediğini resmettiler. Anadolu’nun kapılarını bir daha kapanmamak üzere araladılar. Malazgirt sonrasında aynı kutlu soydan Aslan Yabgu’nun torunu Kutalmışoğlu Süleyman Şah Anadolu’ya girerek 1076’da İznik’i ele geçirdi. İstanbul boğazına kadar olan bölgeyi feth ederek Ayasofya’nın kızıl kubbesini Üsküdar sırtlarından seyreder oldu. Anadolu Fatihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah Caber’de Ebedi istirahatgahında yatarken yeni Türk Devleti’ni kuran kadrolarca unutulmadı. 20 Kasım 1921’de Türkiye ile Fransa hükumetleri arasında imzalanan Ankara İtilafnamesinin 9. maddesi gereğince Süleyman Şahın, Caber Kalesindeki Türk mezarı diye tanınan kabri, Türk toprağı sayılmış ve Türkiye’ye orada muhafızlar bulundurmak ve bayrağını çekmek hakkı tanınmıştır.

Yazının devamı İttihat Dergisi Haziran – Temmuz Sayısında…