Üç Paşalar (Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa) ve partinin ileri gelenlerinden Dr. Bahattin Şakir Bey, Dr. Nazım Bey, Beyrut eski Valisi Azmi Bey, İstanbul eski Polis Müdürü Bedri Bey; 8 Kasım 1918 gecesi1 bir Alman denizaltısıyla ülkeyi terk ettiler. Aralarında hiç kimse vatan toprağını bırakıp, yurtdışına çıkmaya hevesli değildi fakat hepsinin bildiği bir şey vardı; ülkeyi terk etmek zorundalardı. İngilizler, İttihat ve Terakki’nin önde gelenleri hakkında yakalatma kararı çıkarmışlardı. En güç ikna edilen Talat Paşa’ydı. Bahattin Şakir, Talat Paşa’yı ikna etmek için Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretini hatırlatmıştır. Gerçekten de çok benzerdir. Hz. Muhammed de eğer Mekke’den ayrılmasaydı, başına birçok musibet gelecekti. İki olayda da kaçmak yoktur, göç vardır; fakat Üç Paşaların ülkeyi terk etmelerine kaçış dediler, çünkü suçlu olarak gelecek nesillere öğretmek istediler. Osmanlı’nın çöküşünü, Birinci Dünya Savaşı’na girmemizi sebep gösterdiler. Hain ilan edildiler, devleti Turan uğruna harcadı dediler. Oysaki İttihat ve Terakki’nin Osmanlı Devleti’ni Birinci Dünya Savaşı’na sokması kağıt üzerindeydi. Osmanlı Devleti zaten bu savaşın merkezindeydi. Osmanlı savaşa girmeseydi, Osmanlı toprakları Reval Görüşmeleri’ndeki gibi paylaşılsaydı; Osmanlı hangi gücüyle Düvel-i Muazzama’ya karşı koyacaktı? Tek başına savaşmaktansa, bir ittifaka dahil olmak daha mantıklıydı. Ayrıca bu ittifakı savaş sonunda kaçan bir şans olarak kalma ihtimali de vardı. İttihat ve Terakki’nin onayıyla, Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’na katıldı. Cemal Paşa hatıralarında yazdığı “Müdafaa ederek ölmekle, müdafaasız ölmek arasındaki takdir etmeyenlere sözümüz yok!” cümlesi, yüzyıl sonra dahi eleştirecek olanlara cevap niteliğindedir. O zamanın konjonktürüne göre değerlendirilmesi gereken bir karardır. Talat Paşa’nın dediği gibi: “Gerçi biz vicdanlarımıza karşı mahkum değiliz. Çünkü biz milletimizi kurtarmak ve yurdumuzu yükseltmek istedik; fakat, talih bize yar olmadı. Böyle olunca, artık vazifelerimizi başkalarına terk etmemiz gerekti.” Ülkeden ayrıldıkları zaman dahi tekrar döneceklerine inanıyorlardı. Talat Paşa, Ahmet İzzet Paşa’ya bıraktığı mektupta, millete karşı hesap vermek üzere geri geleceğini, gerekirse mahkemeye de çıkacağını bildiriyordu. Cemal Paşa hatıralarında sıklıkla geri döndükten sonra yapacaklarından bahsetmiştir. Enver Paşa ise savaşın henüz bitmediğini savunuyordu. Mondros sonrasını, savaşın ikinci safhası olarak düşünmekteydi. “İttihat ve Terakki’nin ülkeyi terk etmeleri inzivaya çekilmek değildi. Ülke dışında olsalar da Türkiye’nin kurtuluşu uğruna etkin bir rol oynamaktı.”

Yazının devamı İttihat Dergisi Eylül – Ekim Sayısında…

One Reply to “Kaçış Değil Hicret”

Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.