Yüzlerce yıl boyunca önemli görülen olayların listelendiği bir anlayışa indirgenen tarih yazımı, dönem dönem ortaya çıkan farklı bilimsel anlayışlardan etkilenmiştir. Tarih yazımı ve öğretimi üzerinde en önemli etkilerden birisi de pozitivist bilim paradigmasının ortaya çıkışıyla yaşanmıştır. Batı uygarlığı, Aydınlanma Çağı ile doğa bilimlerinde önemli atılımlar gerçekleştirmiştir. Skolastik düşünceyi, deney ve gözlemin sağladığı argümanlarla yıkmış olmanın verdiği haz, bu dönemde pozitivizmin ihyasında önemli bir etken olmuştur. Bu temelden aldığı güç, pozitivist bilim paradigmasını, uzunca bir dönem yegane bilim anlayışı haline getirmiştir.

Pozitivist paradigmanın, algılayandan bağımsız nesnel gerçeklik algısı, veri toplamada deney ve gözleme vermiş olduğu önem; fen bilimlerinin doğası ile büyük bir uyum içerisindedir. Ancak bu husus tamamen farklı bir doğaya sahip olan tarih gibi bazı sosyal bilimlerin, kimileri tarafından bilim olarak dahi nitelendirilmemesine sebebiyet vermiştir. Bu eleştiriler, tarihçiler açısından yenilikler ortaya koyma hususunda motivasyon kaynağı olmuş olabilir.
Bu yönde gerçekleştirilen önemli anlayış değişikliklerinden birisi Ranke devrimidir. Leopold von Ranke (1795-1886) pozitivist paradigmanın da etkisiyle; tarih yazımında belge ve kanıt faktörünü ön plana çıkarmıştır. Belgeye ve kanıta dayalı tarih yazımı, doğal olarak tarihçileri devlet arşivlerine yöneltmiş ve o dönemde yeni yeni ortaya çıkmaya başlamış olan ulus devletlerin tarih anlatıları da “milli tarih yazımı” hususunda önemli bir argüman edinmiştir. Bu husus zamanla tarih eğitimine de yansımış ve hem içerik hem de hedefler boyutunda etkili olmuştur. Buna göre bu gelişmelere paralel şekilde tarih öğretiminin, milli kimlik inşasında bir araç olarak kullanılmaya başlandığı söylenebilir. Pozitivist paradigmanın nesnel gerçeklik algısı; milli tarih öğretiminde, devlet arşivlerinden edinilen kaynaklar ve anlatılarla oluşturulan resmi tarih anlatısında vücut bulmuştur. Tarih eğitiminin bu yönü onun “eğitpolitik” işlevine işaret etmektedir. Eğitpolitik; topyekun olarak örgün ve yaygın eğitim teşkilatının veya çeşitli örgün ve yaygın eğitsel unsurların, toplumun veya belirli bir sosyal grubun, daha önceden belirlenmiş ülküler ve idealler doğrultusunda bilinçli olarak şekillendirilmesi ile olan ilişkisini ifade etmektedir. Eğitpolitik faaliyetler iki türlü şekilde cereyan edebilir. Bunlardan ilki, hakim politik veya ideolojik statükoyu zaafiyete uğratmak suretiyle ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetlerdir. Bir ülkede saygı duyulan politik bir sistemin veya tarihi figürlerin, dezenformasyon yoluyla yıpratılması suretiyle itibarının ortadan kaldırılması bu tür bir eğitpolitik faaliyete örnek olarak verilebilir. İkinci tür ise, daha önceden belirlenmiş olan kazanımlar doğrultusunda, sınırları çizilmiş bir sosyal grubun idealize edilmesidir. Sınırları çizilmiş olan sosyal grup, ulusal eğitim teşkilatlarının hitap ettiği bir millet olabileceği gibi, herhangi bir sosyal örgüte ait çok daha küçük gruplar da olabilir. Bu türden bir eğitpolitik faaliyete ise; Avrupa Birliği’nin Avrupalılık bilinci ve demokrasi ilkelerini idealize eden eğitsel tasarımlarını, Suriye Baas Yönetimi’nin Panarabizm ideolojisini aşılayan öğretim programlarını veya Türkiye Cumhuriyeti’nin vatanını ve milletini seven, haklarını bilen ve kullanan, sorumluluklarını yerine getiren, ulusal bilince sahip vatandaş yetiştirme idealine sahip1 Sosyal Bilgiler öğretim programını örnek olarak verebiliriz. İkinci tür bir eğitpolitik misyonun doğumu, genelde başarılı birinci tür eğitpolitik faaliyetlerden sonra veya onlarla eş zamanlı bir şekilde gerçekleşmektedir. Örneğin II. Meşrutiyet yıllarında2 ve cumhuriyetin ilk yıllarında sunulan eğitsel süreçler içerisinde; halkın yönetime katılması idealize edilirken, “monarşi” düzenine ilişkin olumsuz nitelikte söylemlerde bulunulmasını bu bağlamda değerlendirebiliriz. Bizde tarih eğitiminin bu formata evrilmiş hali, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük fikir akımlarının çatıştığı bir ortamda hayat bulmuştur. İdeolojilerin çatışması, doğal olarak tarih eğitimine de yansımalarda bulunmuştur.

Yazının devamı İttihat Dergisi Eylül – Ekim Sayısında…

Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.