İmparatorluktan cumhuriyete uzanan siyasal sürecin öncü kadrosu olan İttihat ve Terakki’nin, Türk siyasi hayatındaki izleri aradan geçen bir asra rağmen tartışılmaya devam edilmektedir. Nitekim Türkiye, modern dünyaya en önemli adımını Temmuz 1908 Devrimi ile atmış, bu yönüyle Türkiye, yeni dünya siyasetinin değişen kurallarına ilk kez İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin teori / eylem praksisiyle uyum sağlayabilmiştir. Tarık Zafer Tunaya’nın ifadesiyle II. Meşrutiyet, Türkiye Cumhuriyeti’nin “siyaset laboratuvarı” olmuştur.Türk siyasetinin ana aktörleri ve fikir hareketleri bu dönemde yeşerme imkânı bulmuş; Sina Akşin’in deyimiyle cumhuriyet bu kaynaktan fışkırmıştır. Tüm bu özelliklerine karşın İttihat ve Terakki Cemiyeti, adeta ideolojik önyargıların kurbanı haline getirilmiştir.

II. Abdülhamid’i tahtdan indirmeleri, saltanat taraftarlarının şimşeklerini İttihatçılar üzerine çekmiş, bu minvalde İttihatçılar, Sultan Abdülhamid’e duygusal bağlılık geliştiren İslamcı camiada da “imparatorluğu parçalayan siyonist uşağı masonlar” olarak görülmüşlerdir. Buna karşın dönemin önemli isimleri arasında yer alan Mehmet Akif, Sait Halim ve Elmalılı Hamdi Yazır gibi İslamcıların da İttihatçı oldukları dikkate alınmamıştır. Yine cumhuriyetin ilanından kısa süre sonra bir kısım İttihatçının Mustafa Kemal’e karşı düzenlediği başarısız suikast girişimi, İttihatçıların istenmeyen adam ilan edilmelerine neden olmuş, bu durum bazı Atatürkçülerin, İttihat ve Terakki’ye mesafeli yaklaşmalarına, hatta ciddi önyargılara sahip olmalarına sebep olmuştur. Oysa Mustafa Kemal ve arkadaşlarının da bir dönem İttihat ve Terakki üyesi oldukları unutulmuştur.

İttihatçılara karşı ciddi önyargılar besleyen hatta nefretle yaklaşan bir diğer kesim ise Osmanlı İmparatorluğu’nu “hasta adam” ilan ederek, “şark meselesi” adını verdikleri plan ile tasfiye etmeye çalışan “düveli muazzama” olmuştur. Zira İttihatçılar, uluslararası siyasetteki yeni jeopolitik kırılmayı yakalayarak, devletin parçalanması ve sömürgeleştirilmesi projesine karşı duruş sergileyerek, İtilaf Bloğu’nun hedefleri önündeki en önemli engeli teşkil etmiştir. Üstelik bugün dahi “düveli muazzama”nın, -bugünkü tabiriyle “küresel aktörler”in, İttihatçıların, yeni Türk Devleti’ne miras olarak bıraktığı değer, kavram ve kurumlara yönelik ağır enformasyon savaşını tarihi süreklilik içinde devam ettirmekte olduğu görülmektedir. Bu savaş, küresel açıdan hem siyasi denge- lerin yeniden belirlendiği, hem de silahsız yöntemlerle dost/düşman ülke ve halklarının düşünce tutumlarını yönlendiren tekniklerin uygulanmaya başlandığı bir süreci de beraberinde getirmiştir. Bu doğrultuda Atatürk ve cumhuriyetin kurucu kadrolarına karşı olan İkinci Cumhuriyetçiler’in, özellikle İttihatçılara karşı yürütülen enformasyon savaşında önemli roller üstlendiklerini ifade et- mek yanlış olmayacaktır. Hatta İkinci Cumhuriyetçiler’in, cumhuriyetin kurucu kadrosuna yönelik eleştirel tavrı, özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin teori/eylem praksisine yönelik eleştirilerle derinleştirilmektedir.

Yazının devamı 3. Jöntürk Harekâtı Dergisi Şubat – Mart Sayısında…

Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.