Şimdi anlatacaklarımı iyi dinle azizim! Çünkü az sonra benden işiteceklerin masal kahramanlarını bile kıskandıracak adamların hikayesidir. “Kahraman” dediysek, üçgen vücutlu olanları kastetmiyorum. Zira “Kahramanlar hep öyle üçgen vücutlu olmaz…” Hikaye dediysek hafife alma sakın! Kulağına az evvel gelen ıslık sesi değildi. Yakup Cemil’in revolverinden çıkan kurşun sesiydi, bilesin! Burnuna gelen koku, Kara Kemal’İn yaktığı baruttu… Bak bak, az ötede Kumbaracı Yokuşundan Tophaneye inen sert bakışlı adam Galatalı Şevket, kalpaklı olan da Anadolu’ya silah kaçıran Yenibahçeli Şükrü… Peltek lisanıyla lafa “bey birader” diye başlayan çizmeli adam ise Çerkes Ahmed…

Az önce tetik düşüren de Yorgancı Mustafa’ydı. Bak, farkında bile olmadan başladım hararetli hararetli anlatmaya.”İyi de nereden çıktı bu hikaye” diye sen sormadan ben söyleyeyim azizim, bu hikaye Bab-ı Ali’ye sefertası ile giden postacı Talat’ın sefertasından çıktı.

“Koca sadrazam elinde sefertası mı taşı…”

Yazının devamı 3. Jöntürk Harekâtı Dergisi Nisan Mayıs Sayısında…