Eski Tanrıların Ölümü. Ve suların durulması beklenmeden, Denizli vilayetinin Bekilli ilçesinde Meydan Kahvehanesi’nde buluştular. Bu sefer ilk gelen Kore Savaşı’nda şehit düşen yetim Yusuf olmuştu. Gelecek misafirler ağır, geldikleri yol ırak olduğundan güzel bir sofra hazırlanmıştı çoktan.

Ardından gelen Malatya’nın bıçkın delikanlısı Kenan’dı. Büyük dedesinin ahbabı ittihatçı şehit Cemal Azmi Bey’in içeriye girmesiyle kahvehanedeki o ağır tütün kokusu yerini gül kokusuna bıraktı. Cemal Azmi, kan kardeşinin torunu Kenan’ı görünce yıllardır görmediği ahbabını görmüş gibi oldu. İçeriye kadim dostu, koca şehit Bahaattin Şakir’in girdiğini fark etmedi bile…

Bulgar Sadık ile Talat Paşa’nın içeriye kahkahalarla girişleri bu toplantıdan çıkacak kararın neticesinin vesikasıydı şüphesiz…

Muhammed Veli Ferit elinde azığıyla içeri girdiğinde; Abdurreşid İbrahim’in, Mehmet Akif ile kucaklaştığını görür görmez gözünden akan yaşların yere düşmesi arz-ı âlanın sular altında kalmasına yetecek kadardı.

Cinayet şube amiri Mehmet gecikir mi hiç? Usta senarist İlyas ile sabık şirket müdürü Osman’ı da yanına almış merak içinde, Karabey ve Şaman’ın ne konuştuğunu anlamaya çalışıyorlardı.

Kara Kemal, Talat Paşa’dan sonra içeri girince birazcık utandı. Neyse ki, İsmet ile Kuşçubaşılardan Sami ondan da geç kalmışlardı.

Cemal Paşa’da nihayet teşrif etmişti. İçeri vakur bir edayla adımını atınca içeri birden ciddiyete bürünmüştü ki, nihayet koca bir gülümsemeyi yüzüne takındı ve kahvehane şenlik yerine dönüverdi tekrardan.

Toplantıya başlanmak üzereyken kocaman bir eksik olduğunu fark ettiler. Tam o esnada içeride ki gül kokusu gittikçe daha da keskinleşti. Kahvehane kapısı aralandı, bir ışık haznesinin peşinden Şehid-i Ala Enver Paşa salona dalıverdi. Acayiptir ki aralarında yamı tamamına 106 sene yaş farkı olan, onu eski hayatında hiç görmeyen Kenan birden ayağa fırlayarak Başbuğ Enver! diye haykırdı.

Herkesin yüzünde güller açıyordu. Ama birden içeri suratından vurularak katledilen Bünyamin girmişti. Sonrasında beyazlar tarafından katledilen Ummar’ın babası… Herkes neden toplandığını anımsamıştı.

Ardından askeri bir disiplinle herkes belinde ki piştovunu çıkarıp, gökyüzünde parıldayan hilale bakarak ant içti…

Evvel Enver haykırdı, ardı sıra tüm şehitler…

“İntikamın alınacak çocuk… Hem senin, hem damarından bir damla dahi olsa kanı yere düşen her mazlumun… Dün imkânsızlıklar içinde fırtına olup acuna tarihi baştan yazdıran biz, bugün imkânlar deryasında kasırga olacağız.

Hem Vallahi, hem Billahi…”
Eski Tanrılar öldü, ama tenler ölesi… Kanı kanında, töresi ruhunda…

Eski Tanrıların Ölümü kitabına ulaşın!

Yeni abonelerimize Eski Tanrıların Ölümü hediye!

Kitaba ulaşmak için tıklayınız!

Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.