Jön Türklükten İttihat Terakki’ye, Teşkilat-ı Mahsusa’dan Kuvayı Milliye hareketine ve Meşrutiyet tecrübelerinden Cumhuriyet’e birtakım değerler silsilemiz vardır. Biz buna topyekûn olarak Türklük Hareketi de diyebiliriz. Bütün bu değerlerin, tecrübelerin mükemmel oldukları söylenemez ama körü körüne tekfir edilmeleri de açıktan açığa art niyettir. Kapsayıcı bir kavram olarak önerdiğim Türklük Hareketi iki boyutludur. Hem mistik boyutu hem de akılcı boyutu vardır. Söz konusu değerlerin kusursuzluğundan dem vurmak akılcılığa ters düşmek demektir. Bütün bu değerlere haddinden fazla dünyevilik yüklemekse hareketin manevî boyutunu zedeleyecektir. Büyük Türk bilim insanı Oktay Sinanoğlu bilim ve gönül sentezini ortaya atmıştı. Biz buna akıl ve gönül de diyebiliriz, maddiyat ve maneviyat da diyebiliriz. Kişiler ve kurumlar olarak Enver Paşa ile Mustafa Kemal Atatürk, Yıldız Sarayı ile Meclis-i Mebusan birer değerdir. Türk milletinin değerleridir. Oğuz Kağan ne kadar bizimse Fatih Sultan Mehmet de o kadar bizimdir. Şah İsmail de Yavuz Sultan Selim de Türk milletinin değerleridir. Kapsayıcı ve önyargılardan mümkün mertebe arındırılmış bir tarih algısı (ama hem gerçekçi hem romantik tarih algısı) bizleri Sibirya’dan Macaristan’a dek geniş bir hazineye taşıyacaktır. Türkiye de Türkistan da bizimdir. Mustafa Kemal Paşa Türkiye için, Enver Paşa Türkistan uğrunda hayatlarını ortaya sermişlerdir. Kişiler ve kurumlar arasındaki rekabet veya fikir ayrılıkları akıl-gönül şemsiyesi altında yıkıcı düşmanlığa dönüştürülemez. Tarih dediğimiz geçmişe intikal etmiş olan kişilerin ve kurumların artık kendilerini savunma imkânları kalmamıştır. Onları savunmak, sahiplenmek, ders olarak işlemek, kıyasıya tenkit etmek ve gerekiyorsa onlara kutsallık atfetmek biz yaşayanların görevidir.

Buradan yola çıkarak şuraya varmak istiyorum: Türk milleti yeryüzünün en yüce milletidir. Kurtulamadığı kadim veya yepyeni bütün kusurlarıyla birlikte medeniyet taşıyıcı bir millettir. Hristiyan Türk çocuklarının kilisede Plevne Marşını okuduğu bir dünyada yaşıyoruz. Böylesine yüce bir milletin düşmanı da çok fazla olacaktır. Söz konusu düşmanlığın iki boyutu vardır: Türkleri gerçekten kötülüğün kaynağı olarak görmeleri ve Türklere içten içe veya bilinç dışlarında hasetlenmeleri. Çünkü yeryüzündeki hiçbir milletin tarihi Türk tarihi kadar zengin değildir. Ve bu saptama hamaset de değildir. Yalın bir hakikattir.

Yazının devamı İttihat Dergisi Eylül – Ekim Sayısında…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir