Biz Türk soylular, genetik ve ön kültür kodlarımızla Asyalı, 1055’te Tuğrul Bey’le Bağdat’a girişimizle Ortadoğulu, bir Avrupa-Balkan devleti olan Devlet-i Aliye’mizle Avrupalı olmak üzere üç farklı kimliğin Anadolu merkezli evrensel kümesiyiz.

Asyalı kimliğimiz çok zayıflamıştır. Türk milliyetçiliği düşüncesi maalesef romantizmden öteye kendisini taşıyamamış, 3 Mayıs 1944 reaksiyonunu aksiyona evirememiştir. Kadim kimliğimizi diriltme istikametinde atılan tek ciddi adımımız olarak gördüğüm Yesevi Üniversitesi projesinin akıbeti bile umursadıklarımızdan değildir. Ortadoğululuğumuz, kuru cihangirlik yürüyüşümüzü “Nizam-ı Âlem” ve İlayı Kelimetullah’a dönüştürerek, ruhumuzun ta kendisi olmuştur. Bütün Türk tarihinin en göz kamaştırıcı organizasyon becerisinin Osmanlı İmparatorluğu olduğu kabulümüzdür. Değişik ırk ve dinlerden milyonlarca insana çatı devleti kurabilip altı asır yaşatabilmemizin kültürel arka planında elbette Ortadoğu menşeili son büyük din olan İslam’ın dili, ruhu vardır. Ancak, Batıcılarımızın ve millîcilerimizin işaret ettiği kültürel Araplaşma, Türk dilinin Selçukludan beri devletsiz yaşamaya terkedilmesi sonucu çoraklaşması ve kurucu unsur olan Türklüğün, kendi devleti üzerinde etkinliğinin gerilemesi gibi tespitleri de elbette ciddiye alınmalıdır.

Yazının devamı İttihat Dergisi Haziran – Temmuz Sayısında…